اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ – Allahu Yestehzi-u

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ

Bakara 2;15

اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

(ALLAHu yestehzi-u bihim ve yemudduhum fî tuġyânihim ya’mehûn)

Gerçekte ALLAH onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. (DİB meali)

Bakara suresinin 15 ayetine; tüm meal ve tefsir kitaplarının yazarları, hep benzer şekilde “ALLAH alay eder” manasını vermişlerdir. Bu mananın ne gramer kuralı ne de Rabbimizin yarattıkları ile mukayese edilmesinin mümkün olmaması gereği kabul edilemez.

Bu mana; kendisi yer, gök ile içerisindekileri yaratmış, el vahid olan Rabbimizi çirkin bir suçlama ile itham etmek olup bühtandır. Muhtemelen zihinlerin altında yatan ilah kavramı[1], böylesine itici bir yaklaşımı alimlere düşündürtmüş olmalıdır. Tıpkı Yunan mitolojisindeki tanrıların ve yaptıkları fiillerinin benzerini Allah’a uygun görmüşlerdir…

Oysaki Arap lisanı ile ilgili dilbilgisi kitaplarına göz atılsa, yazılan tercüme veya açıklamaların ayetin cümle yapısının dışında farklı yorumlandığı rahatlıkla görülebilir.

  • يَسْتَهْزِئُ (yestehziu) Arapça cümlelerin doğru dil bilgisel yapısına göre, fiili (eylemi) yapan (fiilin öznesi); İsim fiil, اِسْمُ تَفْضِيل  (ismi tafdil), bir sıfat veya pasif bir fiil olmadıkça, (özne) fiilden sonra gelir.
  • Türkçemizde veya İngilizce lisanında fiili yapan özne fiilden önce geldiği halde (özne+fiil), Arapça lisanında bunun tersi olur ve özne fiilden sonra gelir. Arapçada doğru cümle kuruluşu fiil + özne’dir.

     Örneğin;

  • يَكتُبُ   الله (yektubullah)       يَكتُبُ (yektubu) fiil + الله özne       
    • ALLAH yazar                       ALLAH (özne) + yazar (fiil) 
    • يَخْلُقُ   اللهُ (yahlukullahu)        يَخْلُقُ (yahluku) fiil +   الله özne
    • ALLAH yaratır                      ALLAH (özne) + yaratır (fiil)
    • خَلَقَ اللهُ (halakallahu)             خَلَقَ (halaka) fiil + الله özne
    • ALLAH yarattı                      ALLAH (özne) + yarattı (fiil)
https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0sim-fiil
https://arapcaokulu.com/index.php/en/arapca-yds-forumu/32-arapca-ismi-tafdil

Ancak sıfat (özelliği, beceri ve niteliği belirten), birinin adından sonra gelirse:

Örneğin; للهُ خَالِقُ (ALLAHu haliku) cümlesi, “ALLAH yaratıcıdır” anlamına gelir ki bu, ALLAH’ın yaratıcılığını veya ALLAH’ın yaratma özelliğini ifade eder.

Yukarıda açıkladığımız dilbilgisi kuralına göre doğru olan,

“يَكتُبُ الله ” (yektubullahu) ve “يَخْلُقُ اللهُ” (yahlukullahu) cümlelerini

اللّهُ يَسْتَهْزِئُ” (ALLAHu yestehziu) cümlesi ile karşılaştırdığımızda özne olan “الله” ALLAH’ın, “يستهزئ”(yestehziu) fiilinden önce geldiğini görürüz.

“يَكتُبُ الله” (yektubullahu) ve “يَخْلُقُ اللهُ” (yahlukullahu) cümlelerinde ise özne olan ALLAH kelimesi fiilden sonra gelmektedir.

Her iki kullanıma ait yukarıdaki basit dilbilgisi açıklaması çerçevesinde;

“اللّهُ يَسْتَهْزِئُ” (ALLAHu yestehziu) ifadesinin “ALLAH alay ediyor” anlamına gelen tüm çevirileri yanlıştır. Kimse ALLAH’ın, alay eden o kafirler seviyesine indiğini düşünemez.

“اللّهُ يَسْتَهْزِئُ” (ALLAhu yestehziu) cümlesinin kuruluşuna göre cümle içerisinde geçen;

  • Allah, “يَسْتَهْزِئُ” yestehziu fiilinin öznesi veya fiili (yapan) değildir.                                                     “يَسْتَهْزِئُ” Yestehziu fiilini incelediğimizde fiilin sonunda; “ياء النسب“(ya annasb) veya “نسبة”(nisbe) olarak tanımlanmış, (ئُ) nisbet ya’sı vardır.

Bu ئُ (ya) ibaresi; kişinin menşe yerini, kabile bağlılığını, soyunu, karakteristik iyi veya kötü takma adlarını ya da ortak gizemleri belirten bir sıfat gibi anlamlarını bir kişiye veya özneye bağlayan sıfatlar yapmak için kullanılır.

https://arapcagramer.com/nispet-yasi/

Aynı son ek “ئ” (ye), diğer isimlerden bir kişiye veya konuya göre isimler oluşturmak için kullanılır: “عِرَاقِيّ” (Iraki(y)). Irak ile ilgili, (Irak konusu) gibi, Türkçemizde kullandığımız ticari(y) (ticaret ile ilgili), zirai(y) (ziraat ile ilgili), fenni(y) fiziki, sınai(y) sanayi ile ilgili gibi.

Başka bir deyişle, Nisbet “ئ” (ye)’si, birisini veya bir şeyi, bir şeyin konusu yapar, bir şeye tabi kılar. “Eğlence konusu” (eğlenceli) veya “ırak konusu” (Iraklı) gibi.

Ayrıca “ئ” (ye) eki Arapça da fiilimsi isim veya sıfat yapmak için kullanılır.

İki sesliden sadece bir sesli harf kullanılır veya iki sesli harf bir araya gelirse ikinci sesli harf sessizdir (dilbilgisi) kuralına göre, “يَسْتَهْزِاء” (yestehza) fiilinin sonuna “نسبة” (nisbe)’ nin     “ئ” (ye) ‘si eklenerek “ا” (elif) eki “ء” yerine kaldırılmıştır.

Hepimizin bildiği; Arapça “نبی” (nebi) kelimesi, “نباء” (nebee) kelimesinin sonuna nisbet “ئ” (ye)’si eklenerek, kelimede sadece bir sesli harf “ئ” (ya) tutulmuştur.                                                Bu ‘bilginin kişisi’ veya bir ‘bilginin öznesi’ olarak tanımlamak için yapılmıştır.

Sonuna “ئ” (ye) eklenmesi ile değiştirilen “يَسْتَهْزِئ” kelimesi öznesi veya konusu ALLAH olduğu için “ALLAH ile alay etme onu hafife alma” anlamına gelmektedir.

Dolayısıyla “الله يستهزئ” (ALLAHu yestehziu) cümlesindeki “الله ” (Allah) öznesi, “يستهز اء” alay eden veya alay etme eylemini yapan değildir.

Ayetin devamında gelen “بِ”(bi)+ “هِمْ (him) onlar kelimelerinden oluşan “بِهِمْ” edatı, “onlar tarafından”  ALLAH ile ilgili konularda alay etme / hafife alma eyleminin yapıldığını tasdik eder.

اللّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ cümlesinin doğru anlamı: Onlar tarafından ALLAH ile alay edilmesi / dalga geçilmesi / eğlenilmesi / tenkit edilmesidir.

*****

وَيَمُدُّهُمْ (ve yemudduhum) kelimesi; “هُمْ” (hum) + “يَمُدُّ” (yemuddu) + “و” (ve) ibarelerinden oluşmuştur

  • و (ve); ve
  • هُمْ (hum); üçüncü çoğul şahıs onlar
  • يَمُدُّ (yemuddu); “مَدُّ” (medde) kök fiilinin geniş zaman halidir.
  • مَدُّ وجَزَر (medducezir); aynı kökten gelen medcezir (gelgit hareketi) kelimesini dilimizde de kullanmaktayız.
https://context.reverso.net/translation/arabic-turkish/%D9%85%D8%AF+%D8%AC%D8%B2%D8%B1
https://sozluk.gov.tr/

دُّوجَزَر (medducezir) kelimesinde yer alan med kelimesi; “azgınlıkla yükselen vahşi dalga” veya “saldırgan bir şekilde yükselen akıntı” ifadesi aynı şekilde cümlenin devamında gelen “طُغْيَان” (tuğyan) kelimesine atıfta bulunur  ve “طُغْيَانِهِمْ” (tuğyanihim) kelimesi acımasızca taşan sel anlamına gelir.

Aynı zamanda geçtikleri kasaba veya köylerde sel veya su baskınlarına neden olan nehirler veya kanallarda kontrol edilemeyen veya önlenemeyen sel veya su baskınları “طُغْيَان” tuğyan kelimesi ile ifade edilmektedir.

  • “طُغْيَان” (tuğyan) kelimesi aslında bir tsunamidir ve 2:15 ayetinde geçen “يَمُدُّ” (yemuddu) kelimesi saldırgan bir şekilde yükselen gelgit veya kontrolsüz vahşi dalgaya işaret eder. “كَغْيَان” (tuğyan) kelimesinin, yani “taşan yıkıcı su baskını (sel)” kelimesinin varlığında “يَمُدُّ” (yemuddu) fiilinin anlamı saldırgan bir şekilde yükselen gelgit veya yükselen vahşi dalga olabilir. Bu nedenle, “وَيَمُدُّهُمْ” (ve yemuddu hum) doğru olarak şu anlama gelir: “ve onların saldırgan, acımasız yükselen (öfke) gelgitleri” veya “yükselen vahşi, zalim nefret dalgaları veya yükselen tsunamileri.”

Onlara ait bu öfke, nefret tsunamilerinin nerede oluştuğunu Rabbimizin bakara 7. ayetinde işaretlenen (tanımlanan) “خَتَمَ اللّهُ” (hatemALLAHu)[1] olarak bildirdiği, عَلَى قُلُوبِهمْ (ala kulubihim) vücudumuza kan pompalayan uzuvlarımızda veya kalbimizde değil zihinlerinde oluşur. ALLAH neden kan pompalayan organları veya kalpleri damgalamaya veya mühürlemeye devam etsin?

  • “فِي”(fi); içinde  
  • “طُغْيَانِهِمْ”(tuğyanihim); (“هِمْ” üçüncü çoğul sahış iyelik zamiri onların anlamında olup) onların taşan zalim, acımasız selleri (öfkeleri) anlamındadır.

Ancak başka yerlerde “يَمُدُّ “(yemuddu) fiili, geçtiği cümle veya konu içerisindeki bağlamında; kendi çıkarına göre uydurmak, ihlal etmek, hile yapmak, hokkabazlık, zorlamak, yükselmek, itmek , zorlamak, tasarlamak, yardım etmek, bir şeye el koymak, bir şeye dahil olmak, bir şeye müdahale etmek, etkilemek anlamlarında alınabilir.

  • “طُغْيَان” (tuğyan) kelimesi de geçtiği cümle veya konu içerisindeki bağlamına göre tek başına şu anlamlarda da kullanılabilir: Devasa, güçlü, ezici zalim güç veya kurum, tecavüz eden, baskıcı, despot veya zalim her şeyi kontrol eden veya kötüye kullanan diktatör veya mutlak hükümdar, başkalarını ezen güç, baskıcı veya zalimce bir ihlal, aşırı saldırganlık veya büyük bir saldırganlık patlaması.
  • “يَعْمَهُونَ” (ya’mehun) kör haline getirmek veya kör etmek.

Bakara 2;15

اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

ALLAH’la alay etmeleri ve taşan acımasız (zalim, saldırgan) tufanlarında yükselen kontrolsüz dalgaları, gelgitleri (duyguları öfke, nefret, kin) onları kör eder. Allah’ımızın; ne ulema tarafından 99 adet olarak sınırlandırılan Esmaul Hüsnası’nda ve ne de herhangi bir ayette alay eden sıfatı olmamasına rağmen, yapılan yanlış tercüme ve anlamlandırmalar ile Rabbimizin alay edenlerin seviyesine indirilmesi, tıpkı O’na isnad edilen çocuk edinme iftirasıyla benzer bir bühtan olup asla kabul edilemez!… 


[1] Hateme kavramı hakkında daha geniş bilgi için bkz.; https://kimsin.kim/hateme-kelimesi-%d8%ae%d9%8e%d8%a7%d8%aa%d9%8e%d9%85%d9%8e/


[1] İlah kavramı hakkında daha geniş bilgi için bkz.; https://kimsin.kim/%d8%a7%d9%84%d9%84%d9%91%d9%87%d9%8f-%d9%84%d8%a7%d9%8e-%d8%a5%d9%90%d9%84%d9%8e%d9%80%d9%87%d9%8e-allahu-la-ilahe/

*****

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ
 قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِاٰبَٓاءَنَاۜ 
اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ
 شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ
Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, bilakis biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?

BAKARA 2;170

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir