بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
هَادُواْ Hadû
Nisa 4:160
فَبِظُلْمٍ مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَن سَبِيلِ اللّهِ كَثِيرًا
(160-161) Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu hâlde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helâl kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık. (DİB meali)
Ayet فَبِظُلْمٍ (febizulmin) birleşik cümlesiyle başlamaktadır.
- فَ Fe kelimesi; gerçekte, gerçekten, aslında, doğrusu anlamındadır.
- بِ Bi edatı; vasıtasıyla, kanalıyla, yolu ile, yoluyla, ….ile, …e, …. göre.
- ظُلْمٍ Zulmin kelimesi; her ne kadar kendi lisanımızda kullandığımız zulüm olarak mana verilse de adaletsizlik, hak olanı yerine getirmeme, hakkın sınırlarının dışına çıkma anlamına gelmektedir.

- مِّنَ (min) ibaresi; …den, …nın anlamındadır.
- الَّذِينَ (elleziyne) …i o, …ki ona, …ki onu, …dığı anlamındadır.
- هَادُواْ (hadû) kelimesi; ھ د د (h+d+d) harflerinden oluşan هَدُد hadud fiilinin İsm-i Failidir. Korkutucu, tehditkâr, tehdit eden, etkileyici hitap ve hareket eden fakat genelde istikrarsız ve çoğunlukla kibirli…
Arapça İsm-i Fail genelde ilk harften sonra (ا) elif harfi eklenerek yapılır.
- طلب (t+l+b) kökünün ismi faili طالب (talebe)
- حسد (h+s+d) kökünün ismi faili حاسد (hasede) örneklerinde olduğu gibi…
هَادُواْ (hadû) kelimesinin sonunda olan واْ (v+elif) harfleri, kelimeye üçüncü çoğul şahıs “onlar” anlamı verir.
هَادُواْ (hadû), Yahudi olanları değil, etkileyici hitapları ve hareketleri ile göz dağı veren göz korkutan tehdit eden baskı ile zorla sindiren kişilerdir. Biraz konu üzerinde düşününce هَادُواْ hadû olanların kim oldukları kolayca görülebilir.
Sizi bazı şeyleri yapmaktan alıkoyan, dünya hayatını ve güzelliğini inkâr etmeye çağıran, sizi korkutan ve Allah ile veya Allah adına tehdit eden, ruhban sınıfı “هَادُواْ (hadû)” denilen kimselerdir.
Bunlar sözde İslam’ı temsil edenler de dahil olmak üzere; zina yapan, küçük çocuklara tecavüz eden, kibir ve gururla dinin sahibi gibi konuşan, küçümseyen, elleriyle yazdıklarını satan, ve benzeri çok sayıda kendilerinden menkul yasaklar ile insanları da ALLAH’ın azabıyla tehdit eden din adamları, din alimleri ve dini liderlerdir.


Bir grup veya oluşumun Kur’an’ımızda geçen هَادُواْ (hadû) kelimesini Yahudi olarak anlamlandırarak Nisa 160 ayetinde “Yahudilere helal olanlar haram kılındı” şeklindeki yanlış tercüme ile tüm bir ulusu veya toplumu mahkûm etmişlerdir…
Her milletten, her kavimden hatta aile bireyleri içinde bile iyi ve kötü olanlar mevcuttur. Herhangi bir ayet, delil olmaksızın bazı geceleri kutsayarak, şu kadar rekât kılındığında günahların af olacağını bugün Yahudi alimleri mi söylüyor. Yoksa içimizdeki alimler mi?
Rabbimizin bizi insan olarak yaratmasına karşın nefis tezkiyesi adı altında itaatkâr bir köpek gibi davranılmasını bizlere Yahudiler mi söylüyor?
Falan kişilerin kendi durumlarının ne olduğuna dair Rabbimizin hiçbir şey söylememesine rağmen, kendilerine tabi olanları ahirette azaptan kurtaracağını bize Yahudiler mi söylüyor?
İnsanlara dünya nimetlerini terk etmeyi bir lokma bir hırka anlayışında olmayı telkin eden ama kendi hayatlarında tam tersini yapanlar Yahudiler mi?
- حَرَّمْنَا (harremna) kelimesinde olan geçmiş zaman حَرَّمَ (harreme) filli haram, yasaklanan, men edilen, reddedilen anlamlarındadır,
- حَرَّمْنَا (harremna) kelimesinde olan نَا (na) bizim anlamına gelen iyelik zamiridir. Biz kelimesi نحنْ (nahnu) ile ifade edilir. O halde نَا (na) bizim, bizim olan nedir?
- حَرَّمْنَا (harremna) kelimesinde yer alan حَرَّمَ (harreme) yasaklayanlar fiilinin öznesi هَادُواْ (hadû) tehdit edenlerdir. Kendileri, kendi üzerlerine عَلَيْهِمْ (aleyhim), ALLAH’ın طَيِّبَاتٍ (tayyibat) yani tüm güzel şeylerini yasaklamış reddetmişlerdir…
Dilbilgisi kurallarına göre; حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ (harremna aleyhim tayyibetin) ALLAH onlara güzel olan şeyleri yasaklamadı / menetmedi, onlar bizim güzel şeylerimizi kendilerine yasakladılar anlamındadır.
- طَيِّبَاتٍ (tayyibetin) kelimesinin anlamı, güzel olan şeyler için yiyecek, içecek, vs olmaktan ziyade Rabbimizin mesajı, iletisi, ayetleri, gönderdiği kitabıdır. Bu mana Bakara 160 ayetin öncesinde 153. ayetten itibaren ayetler dikkatlice okunduğunda açık olarak görülebilir.
- أُحِلَّتْ (uhillet) kelimesi; tayin edilmiş, kararlaştırılmış, ayarlanmış anlamında olup أُنْزَلَ (enzele) kelimesi ile eş anlamlıdır.
- لَهُمْ (lehum); onlar için.
- حَرَّمْنَا (harremna) kelimesinde olan نَا (na) bizim olan nedir sorusunun cevabı:
طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ (tayyibetin uhillet lehum)
Onlar için koyulan / tayin edilen / kararlaştırılan güzel olan şeyler…
- وَ Ve bağlacı; hem de, yanı sıra, ilaveten anlamlarını da ifade eder.
- وَبِصَدِّهِمْ (ve bisaddihim) ve hem de,
- بِ (bi) edatı ….ile, …e, … göre.
- صَدِّ (saddi) kelimesi fiilimsi isimdir. Geri dönme, uzak tutma, engelleme, önleme, durdurma, dışlama, vazgeçme, dönüp gitme anlamlarındadır.
- هِمْ (him), üçüncü çoğul şahıs, onlar, kendileri anlamındadır.
وَبِصَدِّهِمْ (ve bisaddihim): ve hem de kendilerini geri döndürerek, vazgeçirerek, uzak tutarak…
- عَن سَبِيلِ اللّهِ (an sebiylillah): ALLAH ın yolundan…
- كَثِيرًا (kesiyran); bütünüyle, fazlasıyla…
Nisa 4:160
فَبِظُلْمٍ مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَن سَبِيلِ اللّهِ كَثِيرًا
Aslında güçlü tehdit edicilerinin / korkutucularının, zulmü / adaletsizliği ile ve hem de kendilerini tümüyle ALLAH’ın yolundan geri döndürmeleri ile onlar için tayin edilmiş / kararlaştırılmış / koyulmuş bizim güzel şeylerimizi kendilerine haram kıldılar / yasakladılar.
*****
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ
اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ
Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, bilakis biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?
Bakara 2:170