“Aşera” Kelimesi – عشر

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عشر Aşera

Araf 7:142 

 وَوٰعَدْنَا مُوسٰى ثَلٰث۪ينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ

Mûsâ’ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. (DİB meali)

Bu ve diğer meallerde اَتْمَمْنَا etmemna kelimesine Arap dilinde olması gerekenden farklı mana verildiğini görüyoruz. Meallere veya diğer yazılı kaynaklara göre otuz gece olarak vaad edilene, söz verilene on gece daha eklenmiş, haşa plansız ve kararsız iş yapan bir ALLAH tanımlaması ortaya konulmuştur.

Oysaki Rabbimiz Kur’an’ında (لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ la yuhlifulmiaad) asla sözünden dönmeyeceğini, caymayacağını, ısrarla ve defalarca söylüyor… Muhakkak ki onların söyledikleri ve aktardıkları Rabbimizin söylediği hakk olan karşısında boş ve batıldır.

وٰعَدْنَا Vaadna kelimesi vaad etmek değil, söz vermektir.

https://tr.wiktionary.org/wiki/%D9%88%D8%B9%D8%AF

https://tr.glosbe.com/ar/tr/%D9%88%D8%B9%D8%AF

Yukarıdaki ayet için yapılan; “Biz Musa ya otuz gece söz verdik, on ile tamamladık” meali bir yalandır. Hatanın nereden kaynaklandığı Kur’an’ın diğer kelimeleri incelenerek rahatlıkla görülebilir.

بِعَشْرٍ Biaşrin kelimesi yazılı kaynaklara göre on (10) anlamındadır…

On ile?..

“On ile” nedir?

Ayrıca ibarede gece kelimesi de mevcut olmadığı halde; araya kelime sokuşturularak hikâyeye sadık kalınmış ve ayette varmışçasına anlam verilmiştir.

Oysaki ayette “عَشْرٍ” aşrin kelimesinin sonu esre ve tenvin ile bitmesi belirli olmayan bir isimle birlikte “bir” veya “biri” anlamına gelmek üzere tercüme edilir ve başında بِ bi harf-i ceri vardır.  Bu nedenle, gramer kurallarına göre “بِعَشْرٍ” (bi aşrin) ifadesi “10 ile” veya “10 sayesinde” anlamına gelmek üzere çevrilemez, ancak “عَشْرٍ” (aşrin) kelimesi “بِعَشْرٍ” (bi aşrin) ifadesinde, Arapça kök kelimesi “عشر” (aşr) : Refakat, sosyal arkadaşlık, birlikte yaşama, onunla ortak olan veya paylaşan kişi, hayatınızı daha da zenginleştiren arkadaşlık zevkli, sosyal konularda arkadaşlık, ortak bir amaç için birlikte bir şeyler yapan organize bir grup insan, ortak bir amaç için bir araya gelen bir grup insan, örgütlenme, topluluk için bir sosyal çalışma, aynı faaliyete katılan kişiler; aynı amaç için birlikte çalışan, bir başkasıyla veya başkalarıyla birlikte çalışan, zamanını ve kaynaklarını birlikte geçirdiği kişiler, kişi veya misafir grubu veya sosyal işler için birleşmiş insan grubu anlamları ifade eder,

“عاشر” (aaşer) ve “معشر” (ma’şer) kelimeleri, aynı Arapça kök kelime “عشر” (aşr) için yaygın olarak kullanılan ismi fail ve isimdir. Kur’an ayetlerinde 6:130 ve 55:33’te geçen “مَعْشَرَ” (ma’şer) kelimesi, “يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ” ifadesinde doğru bir şekilde: başkasıyla birlikte olmak, başkasıyla yaşamak, başkasının arkadaşı olmak, başkasının refakatçisi olmak ve başkasıyla dost veya arkadaş olmakanlamında kullanılmıştır. Ancak, cin (الْجِنِّ) kelimesini ateş ve dumanla yapılmış farklı bir yaratık olarak tanımlanması, Kur’an kelimesi olan “مَعْشَرَ” (ma’şer)’ı ırk, grup, topluluk ve kabileler … gibi anlamlara gelmek üzere yanlış olarak kullanımasına neden olmuştur. Bazı âlimler   “مَعْشَرَ” (ma’şer) kelimesini “topluluk” ve “meclis” anlamında çevirseler de, kelimeyi doğru kök kelimesi olan “عشر” (aşr) kökünden türetmektedirler, ancak topluluk ve meclis “عشر” (aşr) kelimesinin anlamıdır.

Muaşeret, maşer, aşiret kelimelerini Türkçemizde kullanmaktayız.

https://www.luggat.com/mua%c5%9feret

https://www.nisanyansozluk.com/kelime/mua%C5%9Feret

“معاشرۃ” (maaşerat) insanların birlikte yaşadığı toplumu, arkadaşların birlikte yaşadığı dostça bir ortamı ifade ederken, “معاشرت” (maaşerat) bir yaşam tarzı ve birlikte yaşama biçimini ifade eder.

معاشرۃ Ma’şere(t) kelimesi, anlaşarak beraber yaşayan anlamındadır.

Ancak “مَعْشَرَ” (maşer) bir toplum, bir topluluk veya bir meclis değildir; aksine, “birlikte yaşayan bireylerin arkadaşlık topluluğunun bir konusu, bir araya gelen arkadaşların bir meclisinin konusu veya birlikte yaşayan bireylerin bir topluluğunun konusudur.

Belki de, Kur’an’ı yanlış bir şekilde çevirenlerin Arapça bilmemesi ve sanki Arapların kendi dillerini bilmediği gibi bir durum yoktur ama aslında bu, yanlış inançları ve kötü dogmaları nedeniyle Kur’an’ın Arapça kelimelerini yanlış inançlarına göre  çarpıtarak kendi yanlış anlamlarını oluştururlar. Kur’an’ın gerçek mesajını gizlemek için çevirilerinde ciddi bir kafa karışıklığı yaratırlar, böylece kimse doğru ifadeleri anlayamaz ve ulaşamaz.

Bu nedenle, Kur’an’daki;

“يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ “

 يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُواْ شَهِدْنَا عَلَى

(Enam/130)وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَوَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا أَنفُسِنَا

 يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانفُذُوا لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ

(Rahman/33)

(6:130 ve 55:33) ifadeleri, birlikte yaşayan cinler (الْجِنِّ) ve insanlar (الْإِنْسِ) arasındaki ilişkiyi, birbirlerinin refakatçisi, arkadaşı, yoldaşı veya birbirleriyle aynı bedende birlikte yaşamayı ifade etmektedir.

(Hac/13) يَدْعُو لَمَن ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِن نَّفْعِهِ لَبِئْسَ الْمَوْلَى وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ

22:13 ayetindeki “ الْعَشِيرُ ” (el aşiyru) kelimesi,

“لَبِئْسَ الْمَوْلَى وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ”

ifadesinde de aynı kök kelime olan “عشر” (aşr) kökünden türetilmiştir ve “ARKADAŞ” anlamına gelir.

Oysa, Kur’an’ımızın;

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُواْ النِّسَاء كَرْهًا وَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُواْ بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ إِلاَّ أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا

(Nisa/19)

 4:19 ayetindeki “وَعَاشِرُوهُنَّ” ifadesi “onlarla birlikte yaşayın, geçinin” şeklinde çevrilmiştir.

Burada hem “الْعَشِيرُ” (el aşir) hem de “عَاشِرُ” (aaşir) kelimeleri, “عشر” (aşr) kökünden türetilmiştir ve birlikte olmayı, arkadaşlığı, eşlik etmeyi, birlikte yaşamayı ve dostane bir ortamı veya dostane bir topluluğu ifade etmektedir.

Bu nedenle, Kur’an ayeti 7:142’deki “وَوَاعَدْنَا مُوسَى ثَلاَثِينَ لَيْلَةً وَأَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ” ifadesindeki “بِعَشْرٍ ” kelimesi doğru bir şekilde “dostane bir ortamla” veya “dostane bir arkadaşlıkla” anlamına gelir ve “وَأَتْمَمْنَاهَا ” ifadesi doğru bir şekilde “ve biz onu tamamladık/bitirdik” anlamına gelir.

Bu nedenle, Kur’an’ın 7:142 ayetindeki “وَ وَاعَدْنَا مُوسَى ثَلاَثِينَ لَيْلَةً وَأَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ ” ifadeleri doğru bir şekilde şöyle anlam kazanır:

 “ve Musa’ya otuz gece söz verdik ve bunu dostane bir ortamla / dostane bir arkadaşlıkla  bitirdik..”

یتیم Yetim kelimesi de تمم m+m+t kökünden türemiş olup “babası tamamlanmış” değil “babasının ömrü biten” anlamındadır.

Yukarıdaki Araf 7:182 ye benzer durum, Kur’an’ımızın Kasas 28:27 ayetinde de söz konusudur:

قَالَ إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُنكِحَكَ إِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلَى أَن تَأْجُرَنِي ثَمَانِيَ حِجَجٍ فَإِنْ أَتْمَمْتَ عَشْرًا فَمِنْ عِندِكَ

Şu’ayb, “Ben, sekiz yıl bana çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birisini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer sen bunu on yıla tamamlarsan, o da senden olur (DİB meali)

Diğer tüm tefsir ve mealler de aynı yaklaşım geçerlidir…

Bu nedenle, 28:27 ayetinde “أَتْمَمْتَ عَشْرًا” ifadesini yine yanlış bir şekilde “on yılı tamamlarsan” olarak çevirdiler.

Ancak, 28:27 ayetinde “أَتْمَمْتَ” kelimesi, aynı Arapça kök kelimesi olan “تمم” (TMM)’den türetilmiştir ve bu makalede tam olarak açıklanan türevleri, doğru anlamıyla “bitirmek”,  “harcamak”, “tüketmek”, “sonlandırmak” vb. anlamlara gelmektedir.

Bu nedenle, 28:27 ayetindeki “أَتْمَمْتَ عَشْرًا” ifadesi doğru bir şekilde “bir ortaklığı sonlandırmak” ya da “bir arkadaşlığı sona erdirmek” anlamına gelir. Yani, onların birlikteliği ya da arkadaşlığı sona erdi ve Hz. Musa, bu çalışma arkadaşlığını 8 yıldan 10 yıla uzatmayı arzu etmedi veya istemedi.

عشر Aşr kelimesi yukarıda açıkladığımız; eşlik etmek, beraber yaşamak, dostça zamanı geçirmek anlamlarına gelmektedir…

Bu durumda; أَتْمَمْتَ عَشْرًا (etmemte aşren) ibaresinin anlamı, “sekizi on yapmak” değil “arkadaşlığın sonu / ortaklığın sonu” olmalıdır.

“رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا”


*****

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ 
اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ
Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, bilakis biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?

Bakara 2:170
Yayınlanan <a href="https://kimsin.kim/category/carpitilan-kavramlar/" rel="category tag">Çarpıtılan Kavramlar</a> Takip edilen <a href="https://kimsin.kim/tag/asr/" rel="tag">aşr</a>, <a href="https://kimsin.kim/tag/bi-asrin/" rel="tag">bi aşrin</a>, <a href="https://kimsin.kim/tag/etemna/" rel="tag">etemna</a>, <a href="https://kimsin.kim/tag/maser/" rel="tag">ma'şer</a>, <a href="https://kimsin.kim/tag/on-gece-daha-kattik/" rel="tag">on gece daha kattık</a>, <a href="https://kimsin.kim/tag/vaad/" rel="tag">vaad</a> Bir yorum yapın