essemîy’u elbasiyru – السَّمِيعُ البَصِيرُ

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

السَّمِيعُ البَصِيرُ – essemîy’u elbasiyru

İsra 17:1

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (DİB meali)

السَّمِيعُ البَصِيرُ Essemîy’u elbasiyru kelimeleri yukarıdaki tercümede de görüldüğü gibi genellikle “işiten/duyan ve gören” olarak meal, tefsir, sözlük vd yazılı kaynaklarda yer almış ve bu şekilde zihinlerde kökleştirilmiştir.

Sözlüklerde Arapça kelimelerin anlamları genel kategorisinde yazılıdır. Kur’an kelimeleri ise ayrıca kategorileştirilerek Arapça tercümelerinde kullanmak üzere servis edilmektedir. Arapça kelimelerin tahrif edilmiş yanıltıcı anlamları yaşayan hayatta kullanılan Arapça dilinde tanınmaz, ancak Müslüman dünyasında sadece Kur’an’a atıfta bulunularak tanımlanan kelimeler olarak bilinirler.

Böylece Kur’an’ımıza tuzak kuranlar ya da bilmeden onların değirmenine su taşıyanlar; alfabesi, yazımı Arapça ‘ya benzeyen fakat anlam ve mana bakımından aslından uzaklaşmış yeni bir Kur’an dili icat ettiler. Geleneksel alimler ve Kur’an’cı olduklarını iddia edenler, Kur’an’ımızda kullanılan dilin genel Arapçadan farklı olduğu inancını yerleştirerek Kur’an’ın açık ifadelerini dönüştürdüler.    

Oysaki Rabbimiz, bize ikram ettiği Kur’an’ın dilinin apaçık ve kolay anlaşılabilir Arapça lisanı ile olduğunu belirtmiştir.             

Doğru anlamları tahrif edildiği için السَّمِيعُ البَصِيرُ (essemîy’u elbasiyru) kelimelerinin karşılığı da ilk bakışta sözlüklerde görülmez. Bu durumda Kur’an’ın Arapça kelimelerinin doğru anlamını, genel Arapça kategorisindeki doğru kök kelimelerinden aramaya başlamamız ve kavramın sıfat, zarf, isim, fiil anlamlarına bakmamız gerekecektir.  

Örneğin السَّمِيعُ (essemîy’u) kelimesine bakıldığında anlamının dinleyici olarak verildiği görülür.

ttps://translate.google.com/?sl=ar&tl=tr&text=%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%8E%D9%91%D9%85%D9%90%D9%8A%D8%B9%D9%8F&op=translate

Sözlükler dinleyici kelimesinin çoğulunun السامعون (essaamî’un) olduğunu gösterir.

ttps://translate.google.com/?sl=ar&tl=tr&text=%D8%A7%D9%84%D8%B3%D8%A7%D9%85%D8%B9%D9%88%D9%86&op=translate

Oysaki السامعون (essamî’un) kelimesinin tekil hali السامع (essamî’u) dur.

Dolayısıyla السَّمِيعُ kelimesi tekil olup, hatalı ve tahrif edilerek dinleyici, işitici anlamı verilmiştir.

Kur’an’ımızda geçen السَّمِيعُ البَصِيرُ kelimelerinin doğru anlamlarını bulmaya çalışalım...

Kur’an’ımızda geçen السَّمِيعُ kelimesi; kulak veya kulaklar ile duymak manasında olan سمع  (س م ع) kök kelimesinden türemiştir.  Arap edebiyatı ve dilbilgisi ile Arapça sözlüklerde سمع (semea); aynı zamanda “فهم (fhm)” veya Arapçada “anlama” yanı sıra “علم من طريق السماع” (işiterek bir şey hakkında bilmek, bilgi sahibi olmak) olarak bilinen bir isim olarak “kulaklar” anlamında kullanılmaktadır.

Standart Arapça sözlükler “سمع” kelimesine:

(صوت) “Ses”, (فهم / فطن/ تبين) “fark etme, kavrama” ve (ضرب/ وقع/ أصاب) “çarpmak, aklına gelivermek, izlenim uyandırmak” anlamları da vermektedir.

Saffat 37:8 ayetinde geçen لَّا يَسَّمَّعُونَ kelimesi; kulak vermezler / işitmezler / dinlemezler / öğrenmezler / bilgi almazlar / anlamazlar anlamındadır.

Misbah, Tac ul Arus ve Kamus sözlüklerinde سَمِعَ kelimesinin “anlamak” manasında olduğu ve geniş zaman, şimdiki zaman (muzari) fiil يَسْمَعُ; anlayış, anlama, kavrama olarak kullanıldığı yazmaktadır.

Teravih namazının kılınması sırasında imamın şaşırması ihtimaline karşın sağ arkasında duran hafız kişi السامع (essamî’u) olarak adlandırılır. Genel olarak Arapça dinleyici, işiten anlamı için tekil olarak السامع (essamî’u) ve çoğul olarak السامعون (essamî’un) kelimeleri kullanılır. Teravih namazı esnasında “işitici” olarak tayin edilen kişi için “سامع” kelimesini kullanılıyorsa ve aynı “سامع” kelimesi de genel olarak Arapçada “işiten” kişiyi adlandırmak için yaygın olarak kullanılıyorsa, o zaman Kur’an’ımızda kullanılan ” السَّمِيعُ ” (essemîy’u) kelimesinin anlamı nedir?  

Eğer; “السَّمِيعُ” (essemîy’u) kelimesi “işiten” anlamına geliyorsa, teravih namazı esnasında bulunan o kişiye neden “السَّمِيعُ” (essemîy’u) denmiyor? Arapça lisanında “işitici” kelimesinin çoğuluna neden “السامعون” (essamî’un) deniyor?

Bu sorular, Kur’an’ımızın “السَّمِيعُ” kelimesine “işiten veya dinleyen” manası veren âlimleri(!) açmaza sokan sorulardır.

Aslında unutulan veya görmezden gelinen en önemli konu; ALLAH’ımızın görme ve işitme fonksiyonunun, yarattığı kullarına ikram ettiği göz ve kulak gibi organların fonksiyonundan çok daha üstün ve başka olmasıdır. ALLAH’ımızı sınırlayabilecek bir şeyin olması mümkün olmadığı gibi O hiçbir şeye muhtaç veya bağımlı da değildir.

Bu yüzden O; kullarına ikram ettiği türden, sınırları olan organlar benzeri bir şeye ihtiyaç duymaz. Ayrıca insanlar “beyin” adı verilen; diğer organlar yoluyla elde edilen ses ve görüntülerin şifresini çözen, yine kendilerine ikram edilmiş bir organa ihtiyaç duyarlar. Beyin olmaksızın diğer organların anlamı olamaz. Halbuki ALLAH’ımız; hata olasılığı dahi olmayan sınırsız kaynak ve bilgiye sahiptir.

Bu nedenle Arapça Kuran’daki “السَّمِيعُ” (essemîy’u) kelimesinin doğru anlamı, anlamlandırılan bir şeyin niteliği yani sıfatıdır. Bu sıfatlar (nitelikler) bize işittiren ve anlayışımızı geliştiren Rabbimize ait olduğu için, beyin fonksiyonu ALLAH ile birlikte kullanılır. Dolayısıyla “السَّمِيعُ” (essemîy’u) kelimesi yaratan ALLAH için kullanır. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırırken muhakkak bizi “işitici” ve “dinleyici” kılan, yaratıcımız ALLAH dır…

Çalışmamız için ele aldığımız 17/1 ayetinde Rabbimiz; bize gösterdiği (لِنُرِيَهُ) işaretlerini (delillerini, ayetlerini, kanıtlarını), (آيَاتِنَا) anlamamız (işitmemiz) için bu sıfatları (nitelikleri) kullanmıştır.

نُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ linuriyehu min âyâtinâ innehu huve-ssemîy’u kelimeleri, aslında kendi kendisini açıklar… ALLAH’ın ayetleri veya işaretleri bizim anlamamızı sağlar, bize bilgi verir, doğru tavrı göstermemiz için bizi etkiler.

Bu açıklamalar البَصِيرُ elbasiyrukelimesinin gören, görme manasının yanlışlığını ortaya çıkarır.

Görme رأى (ra+elif+ye) kökünden türetilen یری (yera) kelimesidir. Arapça görmek manasında olup isim olarak رؤية (ruyet) kelimesidir.

Bakmaالنظرة Ennazara kelimesidir.

Olay yeri, manzara, sahne, görüntü kelimesinin karşılığı مشهد meşhud olup, göz ile görme anlamında شھد (şehede) kelimesidir. شاھد Şahit gözleriyle bir şeyleri gören ve شھادۃ (şehade) göz ile tanıklık, bir şeyin ispatı ve delilin kanıtıdır.

 لبَصِيرُ Basiru kelimesine yukarıdaki anlamların herhangi birine dahil olmamasına rağmen, farisi Zerdüşt imamlar ve ilk İslam alimleri tarafından Farsça, görüş anlamına gelen بصارت (besarat) kelimesi üzerinden anlam verildiği için Arapça sözlükler de görme anlamı verilmiştir.

ttps://dsal.uchicago.edu/cgi-bin/app/hayyim_query.py?qs=+%D8%A8%D8%B5%DB%8C%D8%B1%D8%AA&matchtype=exact
ttps://dsal.uchicago.edu/cgi-bin/app/hayyim_query.py?qs=%D8%A8%D8%B5%D8%B1+&matchtype=exact

Benzer şekilde Arapça olan السَّمِيعُ (essemîy’u) kelimesinin anlamı da Farsça bir kelime olan   سماعت (semaat) ile değiştirilmiştir. İşiten veya dinleyen anlamına gelen Farsça “سمیع” kelimesinin çoğulu olan سامعین kelimesi, dinleyiciler anlamına gelen Farsça bir kelimedir.

ttps://dsal.uchicago.edu/cgi-bin/app/hayyim_query.py?qs=%D8%B3%D8%A7%D9%85%D8%B9%DB%8C%D9%86&matchtype=exact
tps://dsal.uchicago.edu/cgi-bin/app/hayyim_query.py?qs=%D8%B3%D9%85%D8%A7%D8%B9&matchtype=exact

Arapça’ da işiten veya dinleyen için “السامع” (essamîu) kelimesi ve çoğulu olan “السامعون” (essamîun) kelimesi kullanılmaktadır.

İlk İslam Farisi alimleri Arapça البَصِيرُ (elbasiyru) kelimesini, anlamı Farsça görme gören olan بصارت kelimesi ile eşleştirmişlerdir.

البَصِيرُ Basiyru kelimesi Arapça بصر kök kelimesinden türetilmiştir: Tasavvur etmek, görselleştirmek, algılamak, yargılamak, gerçekleştirmek, hayal etmek, düşünmek, gözlemlemek...                  

بَصِيرَة (basiyra) kelimesi isimdir: Vizyon, hayal gücü, algı, duyular, düşünce, sağduyu, bilgelik, ayırt etme, farkındalık, hızlı ve kolayca anlam ve öğrenme, zor koşullarda hızlı ve akıllıca düşünme, kavrayış; öğrenme, anlama ve karar verme yeteneği, keskinlik, olayları hızlı ve net bir şekilde anlama ve yargılama yeteneği; kurnazlık; fark etme veya anlama konusunda sağduyuya sahip; gözlemci ve ihtiyatlı…

مبصر Mubessir kelimesi; gözlemci olan, vizyonunu/duygusunu/yargısını/ bilgeliğini vb kullanan… Yani بصر besara kök kelimesinin ve بَصِيرَة (basiyra) isminin ifade ettiği anlama gelen yukarıdaki tüm yetenek ve becerilere sahip olan biri için kullanılan kelimedir.

Eğer Arapça بصر kökü “görmek” anlamında alınırsa, Arapça “مبصر” (mubessir) kelimesinin de gören manasında çevrilmesi gerekir. Nitekim 7:201 ayetinde geçen (مُبْصِرُونَۚ) mubsirûn(e) kelimesini alimlerimiz fiil formunda “görenler” anlamında çevirmek istemişlerdir. Ancak çevirilerin çoğunda bir şeyler oturmadığı için ayette isim formunda olan ibareye “(gerçeği) görürler” şeklinde fiil anlamı vermek zorunda kalmışlardır. Bu ayet, Kur’an’ımız da ki البَصِيرُ kelimesinin asıl anlamını çarpıtanların hatalarını açığa çıkaran ayettir.

Bu durumda; çoğul olan مُّبْصِرُونَ (mubsirun) kelimesi “görenler”, tekil olan مُّبْصِرُ (mubsiru) kelimesi “gören” anlamına geliyorsa, البَصِيرُ kelimesinin anlamı ne olacak sorusu sorulmalıdır. 

Başka bir deyişle, مُّبْصِرُ (mubsiru) kelimesi zaten aynı anlamda kullanılıyorsa, البَصِيرُ (elbasiyru) kelimesi nasıl “gören” olarak tercüme edilebilir ya da anlamlandırılabilir?  

Kur’an’daki البَصِيرُ elbasiyru kelimesinin anlamı, مبصر (mubsiru) kelimesinin anlamı ve işlevinin yerine konulmuştur.

البَصِيرُ Elbasiyru kelimesinin anlam ve işlevi olmamasına rağmen yanlış tercüme edilerek “gören” olarak manalandırılmış, keza السَّمِيعُ (essemîy’u) kelimesi de asıl işlev ve anlamından farklı olarak “duyan” olarak tercüme edilerek yanlış kökleştirilmiştir.

Keza, Kur’an’ımızda kullanılan البَصِيرُ (elbasiyru) kelimesinin de doğru anlamı “gören” değil; tasavvur, hikmet, anlayış, muhakeme, vd’lerini yaratan var eden ve geliştirendir.    

Kur’an’daki السَّمِيعُ essemîy’u; (işitme ve dinlemeye neden olan) kelimesinin anlam ve işlevi de السامع (essamîu) (işiten/dinleyen) kelimesinin anlam ve işlevi yerine konulmuştur.

Aslında السَّمِيعُ (essemîy’u) kelimesinin anlamı; kulak zarına vuran ve işitmeye sebep olandır

İşitmemiz içerisi endolenf ve perilenf sıvıları ile dolu kulak salyangozu ve yarım daire kanallarına bağlıdır. Aynı şekilde, görme de ışığa tepki veren bir organ olan gözlere bağlıdır. Rabbimiz kendi kendine yeterlidir ve herhangi bir maddi organa bağlı değildir. İşitme ve görme gibi zayıf kelimeler, kendisi işitme ve görmenin yaratıcısı, ehad olan Rabbimizin niteliklerine, sıfatlarına uymaz. Bu nedenle Rabbimizin; “işiten” ve “gören” yerine, “السَّمِيعُ البَصِيرُ” kelimelerini kullandığı görüşündeyiz. Dikkatli okunduğunda “لسَّمِيعُ البَصِيرُ” kelimeleri arasında çok sık kullanılan “و (ve)” bağlacının olmadığı görülecektir. Bununla birlikte bazı kafası karışık alimler, çevirinin akışını sağlamak için çevirilerine bağlaç ekler… Bazıları da tutarsız bir şekilde bu ifadeyi “işiten ve gören” anlamında kullanır. Bu anlamsız ve tutarsız çeviriler; Kur’an’ın belirli bir ayetinde ne söylendiğinin anlaşılamadığını veya ayetin gerçek anlamının üzeri örtülerek Kur’an’ın ifadesinin başka tarafa yönlendirmeye çalışıldığını gösterir.

Müktesebatta, Ehad olan Rabbimizin eli olup olmadığı konusunda sayfalarca yazan ve hala da tartışılan anlamsız ve tutarsız konulara, göz ve kulak gibi diğer organları neden katmadıkları da tuhaftır. Aslında ard, sema ve ikisinin arasındakilerin tek yaratıcısı olan Rabbimiz; aynı zamanda duyma, işitme, görme, konuşma ve bunlara ilaveten olması gereken lisanlar, dilbilgisi, matematik, kimya, fizik ve sıralamaya güç yetiremeyeceğimiz diğerlerinin yaratıcısıdır… O yarattıklarına asla muhtaç değildir.

*****

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ

اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, bilakis biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?

Bakara 2:170

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir