İSLÂM
İslam adının; parçalanmış, belli bir zaman ve bölgeye has, oluşturulmuş bir ritüeller dizisinin adı olduğunu düşünenler tamamen yanılmaktadır. İslam kelimesinin Arapça kök sözcüğü “سلم (s-l-m)”dir.
Bu kök; bilinen, kabul edilen, takdir edilen, basamaklar dizisi, merdiven, tırmanmak için kullanılan bir merdiven, yükseliş yolu, yükselme yeri ve basamaklı çıkış anlamlarını ifade eder. Güvenilir herhangi bir Arapça sözlükte “سلم” kelimesine bakıldığında, genel Arapça kullanımındaki karşılığının “merdiven” anlamına geldiği görülür.

https://www.dict.com/arapca-turkce/%D8%B3%D9%8F%D9%84%D9%91%D9%8E%D9%85%D9%8C
Buna rağmen Müslüman âlimler bu kelimeyi “barış” anlamında tercüme etmişlerdir. Ancak “سلم” ve türevlerini “barış” anlamına uyduramadıkları yerlerde, başka bir seçenekleri de kalmadığı için kelimenin asıl genel anlamı olan “merdiven” ve “basamak” şeklinde çevirmek zorunda kalmışlardır.
Bu durum En‘âm 6:35 ayetinin çevirisinde açıkça görülür:
“سُلَّمٌ فِي السَّمَاءِ”
“Göğe (göklere) çıkacak bir merdiven”

https://kuranmeali.com/Elfaz.php?sure=6&ayet=35
Aynı şekilde Tûr 52:38 ayetinde de:
“لَهُمْ سُلَّمٌ”
“Yoksa onların bir merdiveni mi var?” / “Onların bir basamağı ya da çıkış yolu mu var?”
Şeklinde çevrilmiştir.

https://kuranmeali.com/Elfaz.php?sure=52&ayet=38
Bu şekilde İslam kelimesine “barış” anlamına gelecek şekilde çarpıtarak mana vermek; tüm dünyada Müslümanların “terörist” olarak yaftalanmasına vesile olmuş, onların haklı mücadeleleri dahi olumsuzlanarak, İslam kavramı terör ile eşleştirilmiştir…
İslam aynı zamanda; ülkemizde olduğu gibi dünyada da irtica yani geriye gitme gericilik olarak da yaftalanır. Oysaki, İslam’ın gözlerden kaçırılmış olan; iyi olana doğru fıtrî olarak meşru dairede basamak basamak yükselme manası, din yaftalı tüm önyargılardan ayrışarak insanlığı peşinden sürükleme potansiyeline sahip, kapsayıcı bir anlayıştır.
Bu bağlamda, günümüzde ayrıştırıcı anlayışa evrilmiş İslam algısı henüz ortada yokken, Hz. İbrahim’e neden “Müslim” denildiği sorusunun cevabı açıktır. Kur’an’da geçen Müslim, herhangi bir dine mensup olan kişi değildir. O sadece Allah’ı ve onun öğretisini kabul eden kimsedir. “Müslim” (مسلم) kelimesi, “سلم” kökünden türemiş etken bir ortaç (ism-i fail) olup; kabul, benimseme, insanı hedefe huzur ve güven içinde ulaştıran basamak/merdiven, yolunu kabul etme anlamını taşır.
Günümüzde kullanılan “Müslüman” terimi ise İslam dininin ya da Muhammedî dinin mensuplarını ifade eder. Bu terim, Kur’an’ın indirildiği kabul edilen dönemden yaklaşık dört nesil sonra, MS 7. yüzyılın ortaları ve MS 8. yüzyılda ortaya çıkmıştır ve Kur’an’da geçen, “kabul edici” anlamındaki “Müslim” kelimesiyle bir ilgisi yoktur. Bugünkü Müslüman; belirli otoriteler tarafından, kimi ritüeller üzerine bina edilmiş bir dinin mensubudur. Kur’an’daki Müslim ise ALLAH’ı ve sadece O’na ait kuralları kabul etmenin dışında hiçbir dine teslim olmaz.
Âl-i İmrân 3:83 ayetinde geçen “أَسْلَمَ” (esleme) kelimesi emir niteliği taşıyan bir fiil ismi olup, “اَكْبَر” (ekber) gibi ism-i tafdîl (karşılaştırma ve üstünlük bildiren isim/sıfat)olarak da bilinir.
Dolayısıyla 3:83 ayetindeki “أَسْلَمَ” (Aslam), “دِينِ اللّهِ” (dînullâh) yani Allah’ın yolu / Allah’ın programı / Allah’ın anayasası, düzeni, koruması veya sığınağını kabul etme ve benimseme anlamına gelir. Bu kabul, göklerde ve yerde bulunan her şey için geçerlidir. Varlıkların isteyerek ya da istemeyerek gibi bir seçeneği yoktur. Diğer bir deyişle; göklerde ve yerde bulunan her şey, fıtrat gereği Allah’ın düzeninin içindedir.[1] “Eslem” ya da “Müslim”dir. Evrendeki her şeyin varlığını sürdürmesi, Allah’ın programına uymaya bağlıdır. Bu program Dîn’in ta kendisidir. Bu Dîn’e uyanlara Müslimler denir.
Aynı “Din” kelimesi Âli İmran 3:19 ayetinde “إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ” olarak “İslam” diye adlandırılır ve bu, Rabbimizin sabitlenmişprogramını, anayasasını, düzenlemesini veya belirlenmiş yolunu kabul etmek, onunla uyum içinde olmak ya da ona teslim olmakanlamından başka bir şey değildir.
Bakara 2:132 ayeti, Hz. İbrahim ve Hz. Yakub’un soylarına, ancak Müslimler olarak can vermeleri yönündeki öğütlerini aktarır. O dönemde, bugünkü genel kabul gören anlamıyla İslam dini ve ona mensup Müslümanlar mevcut değildi. Bu Nebîler, soylarına isim olarak “Müslüman” olmalarını değil, Allah’ın buyruklarını kabul eden ve Allah’ın Fıtrat’ına itaat eden kimseler olmalarını öğütlemişlerdir.
Bakara 2:133 ayeti de Hz. Yakub, Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. İshak’ın ortak beyanını aktarır:
“Biz O’na Müslimleriz” — “وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ”.
Bu ifade, Allah’ın düzenini, yolunu ve anayasasını kabul etmek anlamına gelir.
Bakara 2:128 ayeti, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Müslimler olma yönündeki duasını aktarır. Muhammedî din henüz mevcut değilken Müslimler vardı; bunlar Allah’ın Fıtratını (Anayasasını) kabul eden kimselerdi. Kur’an’da, Allah’ın düzenlemelerini her çağda kabul edenler için “Müslimler” kelimesi kullanılır ve bu kullanım belirli bir dinin takipçilerini ifade etmez. Kur’an’a göre Müslim; Allah’ın düzenini, nizamını, ahdini, anayasasını ve yolunu kabul edip uygulanması için mücadele eden kişidir. Dolayısıyla Müslimler, “Bugünkü İslam Anlayışı” nın tesis edilmesinden önce de mevcuttu.
Bu sebeple “Müslimler” kelimesi, MS 7. ve 8. yüzyıllarda ortaya çıkmış bir terim olarak değil, Kur’an’daki anlamıyla Allah’ın düzenini kabul eden kimseler için kullanılan bir kavram olarak ele alınmalıdır.
8. yüzyıl boyunca Arapça “سَلَام” kelimesi, siyasi ve askerî amaçlarla “barış” anlamına dönüştürülmüş, bu süreçte Allah’ın öğretisinin adı olan “İslam” kavramı, nesnelleştirilip dönüştürülerek “Barış Dini” olarak sunulmuş ve devlet otoriteleri tarafından da yaygınlaştırılmıştır. Bugünkü İslam anlayışının, Muhammed (as) döneminden önce ya da kendi döneminde var olduğuna dair güvenilir bir tarihsel kanıt bulunmamaktadır. İslam tarihi, Nebî’mizin rivayet edilen vefatından yaklaşık dört nesil sonra, 8. ve 9. yüzyıllarda, geriye dönük olarak kaleme alınmıştır. Bu süreci meşrulaştırmak için geniş bir literatür üretilmiş, Allah’ın mesajı geri plana itilerek anlatı Muhammed merkezli bir şahsiyet kültü etrafında şekillendirilmiştir. Oysa güvenilir tarih, olayları bizzat gözlemleyen çağdaş ve bağımsız yazarlar tarafından yazılandır.
Yaklaşık 5.000 yıllık kayıtlı tarih, Çin yazılarının 7.000–8.000 yıllık olduğu yönündeki tartışmalı görüşler ve Mezolitik Çağ’a (Orta Taş Devri) ait 10.000 yıllık yazıların varlığı—ki bu dönem Paleolitik (Eski Taş Devri) ile Neolitik (Yeni Taş Devri) arasında yer alır— daha eski yazılı belgeler ve arkeolojik bulgular mevcutken, Nebî’mizin döneminden itibaren İslam dinine dair neden bağımsız ve belgelenmiş bir tarih bulunmadığı sorusu, İslam Tarihçilerine yeni araştırma alanlarını açmaktadır. Bu soru bizi, günümüzde algılanan İslam dini ile ilgili biçimlendirmelerin ne zaman ve kimler tarafından oluşturulduğunu ortaya çıkarmaya yöneltmektedir.
Buna göre “سَلَامٌ” (selâm) ve “اسلام” (İslam) kelimelerinin anlamları; özgürlük hâli, uyum, yükselme, basamak, dostluk, onur, itidal, hoşnutluk, kolaylık, güvence, denge, eşitlik, ölçülülük, özdenetim, istikrar, sükûnet, güven, ahenk, anlayış, birliktelik, uyumluluk, mutabakat, uzlaşı, nezaket, uyum içinde hareket etme, dostane ilişkiler, rahatlama, ferahlık, konfor, keyif, refah, serbest zaman, tatmin, memnuniyet, mutluluk, dinginlik, zorluk yokluğu, selamlama, esenlik dileme, aynı düşüncede olma, empati ve iyi niyeti kapsar.
Buna karşın âlimler ve onların literatürü, Farsça “سلام” kelimesini “barış” anlamında kullanmış, bu yanlış anlamı sözlüklere ve Kur’an çevirilerine kadar giydirilmiştir.
Bu nedenle Kur’an’daki “أمن ” kökünden gelen kelimeler “emniyet ve barış” anlamında değerlendirilmemiş, barış kavramı hatalı biçimde “selâm” ile özdeşleştirilmiştir…

https://dsal.uchicago.edu/cgi-bin/app/hayyim_query.py?page=1180
[1] Bkz. : Rum 30:30
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ
قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِاٰبَٓاءَنَاۜ
اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ
شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ
Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, bilakis biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?
Mukkemmel evt kök araştırıldığında çekirdek anlama bakıldığında özellikle kuran içi örüntü ve bağlama bakıldığında mukkemmel bir sekilde analiz edilebiliyor ve gerçek anlam açığa çıkıyor ve bunun gibi yanlış ele alınmış daha nice kökler var örneğin غلم kökü (غلام) çocuk, oğlan olarak ele alınmasına karşın araştırıldığında:
Taşmak, kabarmak, içten kaynamak, kontrolsüz canlılık, kuvvet,enerji, etkinlik, uyanıklık, arasında bir şeyin içinden canlılık, istek duymak, şehvetle uyarılmak, güç, etkin hareket ortaya çıkması…
يغلم canlandı, hareketlendi, aktifleşti
İç enerjisi uyanmak, kıpırdanmak, enerji, canlılık, potansiyel, içten kaynamak
Örnek:
3:40 : kendinde potansiyel güç veya yeni canlılık ortaya çıkması….
15:53: yeni bilinç farkındalık veya yaşam enerjisinin doğuşu
18: 74-80-82: potansiyel bir gücün yön değiştirmesi, enerjinin fitneye dönüşme ihtimali, fitneye dönüşecek enerjiyi, kuvveti, potansiyeli durdurmak….
Geçtiği hiçbir ayette biyolojik bir çocukla, insanla bağdaşmaz…
Bu arada çalışmalarınız için ve verdiğiniz emek için çok teşekkürler….