بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
سجدہ – Secede
Ehad olan Rabbimizin bize Arapça lisanı ile indirdiği Kur’an’ımızda geçen سجدہ kelimesi Arapça سجد (secede) kök kelimesinden türemiştir. Aşağı inmek, dinlenmek, destek olmak, razı olmak, boyun eğmek, ikna etmek, kabul etmek, bir şeye yönelmek, meyilli olmak, alçakgönüllü olmak, itaatkâr olmak veya birine itaat etmek anlamlarında kullanılmaktadır.
Esas, Sihah, Tac ul arus, Kamus ve Misbah sözlüklerinde سجد (secde) kelimesi; mütevazi olmak, alçak gönüllü olmak, boyun eğmek manalarındadır.
- Boyun eğmek, teslim olmak manasında خَضَعَ fiili ile eş anlamlıdır,
- Tabii olmak, katlanmak, kontrolüne almak manasında استسلم fiili ile eş anlamlıdır,
- Durmak, zorlamak, desteklemek manasında تحمل fiili ile eş anlamlıdır,
- Boyun eğmek, uymak, riayet etmek manasında أطاع fiili ile eş anlamlıdır.
Ibn Mukerrem yazdığı Lisan ul arab adlı eserinde, سجد kelimesinin selamlama eylemi olduğunu yazar. Ebu’l-Feyz es-Seyyid Murteza ez-Zebidi, Tac-ul arus adlı eserinde aynı konudan bahsetmiş, hem Lisan-ul Arab hem de Tac-ul arus da şu örnek verilmiştir: سَجَدَ لَهُ onu selamladı; aynı zamanda ona saygı gösterdi, onu onurlandırdı.
Muğrib ve Tac ul arus da şu ifade yer almaktadır; “ سَجَدَتِ النَّخْلَةُ Hurma ağacı (meyvelerin çokluğundan) yere doğru meyletti, eğildi, kıvrıldı.”
Esas ve Tac ul Arus’da verilen başka bir örnek; السَّفِينَةُ تَسْجُدُ لِلرِّيحِ / gemi rüzgârın etkisiyle meyleder, yönlenir, döner.
Meşhur olan her iki yazarda سَجَدَ kelimesini dönmek, meyletmek, boyun eğmek, eğilmek olarak manalandırmışlardır.
Meşhur Arapça dilbigisi alimi El Ferrâ; وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ 55/6) ayetini; “otlar ve ağaçlar güneşe döner” olarak ifade etmiştir.
Kamus ve Sihah سجد (secede) kelimesinden türeyen سَاجِدٌ (sacidun) kelimesi için; alçak gönüllü, itaatkâr manasını vermiştir.
Tac ul Arus’da; سُجَّدًا لِّلّهِ ayetini (16/48) “itaatkârlıkla ALLAH a boyun eğerler” manasında ifade eder.
Yine Esas sözlüğünde “ شَجَرَةٌ سَاجِدَةٌ ve شَجَرٌ سَاجِدٌ / ağaç, ağaçlar eğilirler” olarak ifade edildiği gibi Kamus da ise benzer cümle olan نَخْلٌ سَوَاجِدُ ifadesi “hurma ağacı eğildi” olarak ifade edilir.
Yukarıdaki satırlarda efsane Arap alimlerinin kitaplarından ve Kuran kelimelerinin anlamı üzerinde otorite kabul edilen Arapça sözlüklerden gördüğümüz üzere, سجد kelimesinin anlamı: birine veya bir şeye yönelmek, birinin/bir şeyin karşısında alçakgönüllü olmak, birine itaatkâr olmak, birine uymak ve itaat etmek, itaat etmek.
Arapça “سجد” kelimesini ve türevi olan “سجدہ” kelimesi yüzünü veya alnını yere sürmek olmayıp, sayamayacağımız kadar fazla ve bilgimiz dışında olan tüm olayları kesintisiz ve sürekli yöneten, her zaman hayy olan;
- Rabbimizin emirlerine uymak,
- Yalnız Allah’a meyletmek,
- Yalnız Allah’a yönelmek,
- Allah’a karşı tevazu göstermek,
- Sadece Allah’a itaat etmektir.
Pagan Araplar, Zerdüştlerin yaptığı gibi halen Hindular, Darthi maa olarak adlandırdıkları ve dilimizde tam karşılığı “Toprak ana” olan ilahelerine yönelişlerini, yüzlerine toprağı sürmek gibi fiiller ile saygı gösterme veya ibadet olarak yerine getirmektedirler.


Filmlerde veya günlük hayatımızda genelde yurtdışından gelenlerin yere (toprağa) alınlarını koyduklarını veya diz çökerek yeri (toprağı) öptüklerine şahit olmuşuzdur.
Kuran’ımızın; 6:92 ve 42:7 ayetlerinde “أُمَّ الْقُرَى ” olarak da bilinen “yeryüzü tanrısı” uyarılmaktadır. “أُمَّ الْقُرَى ” ifadesinin gerçek anlamı “küre ana / toprak ana” dır.
- أُمَّ kelimesi ana, anne anlamına gelir,
- الْقُرَى kelimesi küre veya dünya anlamına gelir.
- Dünyanın küçük alan oluşturan kısmına “قَرْيَةٍ (karye)” denir. 2:58, 2:259, 4:75, 6:123, 7:4, 7:82, 7:88, 7:94, 7:161, 7:163, 10:98, 12:82, 15:4, 16:112, 17:16, 17:58, 18:77, 21:6, 21:11, 21:74, 21:95, 22:45, 22:48, 25:40, 25:51, 26:208, 27:34, 27:56, 28:58, 29:31, 29:34, 34:34, 36:13, 45:23, 43:31, 47:13 ve 65:8 ayetlerde Kur’an’da dünya gezegenindeki kasabalar ve şehirler kastedilmektedir. Bu nedenle yerkürenin tamamına “قُرَى ” denilir ki bu Kur’an’ın birçok ayetinde de geçer. Belirlilik ifadesi “ال” (el) harfinden sonra, kelimenin sonunda gelen ىharfi “benim” anlamına gelen iyelik zamiridir.
Dolayısıyla birleşik kelime “أُمَّ الْقُرَى” Hinduizm’de ve Arap putperestleri ve diğer birçok, çok tanrılı dinde “Dharti Maa” (yer ana veya toprak ana) olarak da bilinen “Toprak Anam” anlamına gelir. Ana tanrıya dünya çapında çok tanrılı putperestler tarafından tapılır. Bu yeryüzü tanrısı “أُمَّ الْقُرَى” Arap edebiyatında “bütün yerleşimlerin anası” olarak da bilinir.
Kuran’ın 6:92 ve 42:7 ayetlerinde tüm mealler, tercümelerde “uyarı” ifadesiyle yer aldığı açık olan şekilde Allah, “أُمَّالْقُرَى / ummul kura” üzerine uyarı göndermiştir. Ancak bu uyarının neden yapıldığını üzerinde düşünülmediği için konu anlaşılamamakta, “وَلِتُنْذِرَ / ve litunżira” uyarı ibaresi geçiştirilmektedir.
Rad 15 وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ ayeti genel olarak meallerde ve diğer yazılı eserlerde; “yerde ve göklerdeki kimseler ….. ALLAH’a secde ederler” şeklinde geçtiği için, bunun nasıl olduğunu anlamakta zorlanmamız, secde kelimesini alınları yere koymak olarak düşünmemizdendir.
Oysaki açık olarak ayetin anlamı; “itaat, boyun eğme göklerde ve yerde bulunanlardan ALLAH içindir” veya “göklerde ve yerde kim varsa ALLAH’a itaat edin / meyledin / uyun!..” şeklindedir.
Nahl 16:49 وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَالْمَلَآئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ “Göklerde ve yerde canlılar (hayvan/böcek/organizma) ve melekler ALLAH’a itaat eder / ALLAH’a uyar / ALLAH’a yönelir ve onlar büyüklük taslamazlar” ayetinde geçen secde kelimesi de ilk aklımıza geldiği şekilde yere kapanarak alınları yere koyma olmamalıdır.
Hac 18 ألم تر أن الله يسجد له من في السماوات ومن في الأرض والشمس والقمر والنجوم والجبال والشجر والدواب
ayeti genel olarak; “Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir (DİB meali)” şeklinde anlamlandırılmaktadır. Oysaki; Güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçların alınları nedir ki yere diz çöküp yere değdirebilsinler?
Göklerde ve yerde bulunanların, güneşin, ayın, yıldızların / gezegenlerin, dağların, ağaçların ve canlıların / hayvanların ALLAH itaat ettiklerini görmedin mi?
İnşikak 84:21 وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لَا يَسْجُدُونَ “Onlara Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar” (DİB meali)
Rabbimizin indirdiğini kabul etmeyenlere, “secde etsinler” diye düşünmeden oluşturulan mealler ayrı tuhaflık taşımaktadırlar. Neden itaat (secde) etsinler? Oysa Rabbimizin bu ayetinin doğru tercümesi; “Onlara Kur’an okunduğu zaman onu kabul etmezler / itaat etmezler / ona uymazlar ve ona meyletmezler” olmalıdır.
Alak 96:19 وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ “Secde et ve Rabbine yaklaş.” (DİB meali)
Genel olarak bu ve benzeri verilen mealleri okuduğumuzda diz çökerek alnınızı yere koymak ilk aklımıza gelen ve yapılandır. Fakat ayette geçen Allah’a yaklaşmamızın altın kuralı, alnımızı yere koymak olmayıp ayetin insanda geliştirmesi beklenen tavır:“İtaat edin ve yakın olun / yönelin, takip edin ve yaklaşın” ifadesinin gereğidir.
Bahsi geçen ayetler ve diğer ayetlerde سجد kelimesi ve türevleri geleneksel anlamda diz çökerek yüzünü yere koymak olmayıp, سجدہ itaat etmek, takip etmek, yönelmek ve meyletmektir. Eğer bu meyletme ve yönelme ALLAH tan başka şahıslar veya nesneler veya ALLAH hariç başka kişilerin yönlendirmelerine itaat ise bu سجد الحرام (secedul haram) olup, المسجد الحرام (elmescidulharam) şeklinde icra edilir.
Arapça dilbilgisi kurallarına göre مسجد (mescid) kelimesi سَجَدَ (secede) fiilinin masdarıdır. Arapçada fiilin başına م harfi eklenerek ibare isim yapılır. Feale فَاعَلَ fiilinden مْفَاعَلَ (mufaalae) isim fiili; fail فاعل fiilinden مْفَاعِل (mufail) isim fiili; کتب (ketebe) fiilinden, مکتب (mekteb) isminin türetilmesi gibi مسجد محسن مسلم (Müslim, muhsin, mescid) kelimeleri de aynı şekilde türetilmiştir. Dolayısıyla Arapça “مسجد” (mescid) kelimesinin özne isim ve sıfat olarak gramer yapısına göre “مسجد” (mescid) kelimesi herhangi bir fiziki yapı veya herhangi bir kutsal yeri, mabedi ifade etmez. Arapça “مسجد” (mescid) kelimesinin karşılığının “cami” oluşu yanlış tercüme edilmesinden kaynaklanır.
مسجد (mescid) kelimesi منصب (mansıb) kelimesi ile eşanlamlıdır.
سجادہ (seccade) kelimesi de oturmak için olan halı, kilim veya kumaştan olan yaygıdır.
مسجد (mescid) Kur’an kelimesi منصب (mansıb), مسند (mesned) anlamındadır: Bir kişinin mevki, makam, yer veya konumudur. Bu yer bir kişiye bina olan, toprak parçası veya sembol, abide değildir. Kişi olarak aynı olmayan, farklı “sorumluluk alanı” olan bir öğretmenin veya ebeveynin yerleri gibidir. ال takısı مسجد (mescid) kelimesinin başına geldiğinde özel, belirli, hususi sorumluluk alanı, المساجد (elmesacid) ise çoğul olan özel, mesuliyet, güvenirlilik alanıdır. Elmesacid المساجد kelimesi ALLAH kelimesi ile kullanılırsa kendisine ait olan hiçbir bina veya yapı ile kuşatılıp kısıtlanamayacak yegâneliğe sahip رب العالمی (Rabbul Alemiyn) olan, kendisine ait dünyayı, tüm evreni, bizim bilmediklerimizi ve bilemeyeceklerimizi de kapsayan sorumluluk alanını ifade eder.

Kur’an’ımızın مسجد (mescid) tanımı; insanların sorumluluk, güvenilirlik alanı olarak tayin ettiği putların, idollerin, sembollerin olduğu yerler için geçerli değildir. Buraların yasak olduklarını, yaklaşılmaması, meyledilmemesi ve yönelinmemesini حرام (haram) kelimesi ile vurgular.
Cin 18. ayetinde geçen الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ [elmesacidelillah(i)]; arz edilen, sunulanlar, ricalar, yalvarmalar ve yönelmeler sadece ve sadece ALLAH’ın makamı, mevkisi içindir.
وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا
Ve makamlar (منصب mansıb / مسند mesned), mevkiiler, yönelmek (teslimiyet) için yalnızca ALLAH’a mahsustur.Öyleyse (dolayısıyla) ALLAH ile birlikte hiç kimseyi zorunlu, gerekli elzem veya mümkün kılmayın (ihtiyaç duymayın / çağırmayın).
*****
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ
قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِاٰبَٓاءَنَاۜ
اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, bilakis biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?
Bakara 2:170
1 thought on “Secede – سجدہ”